Fizyolojinin Tanımı Tarihçesi

Fizyolojinin Tanımı Tarihçesi

 Fizyolojinin Tanımı ve Tarihçesi

Fizyoloji canlı vücudunda meydana gelen normal canlılık olaylarını hücre, doku, organ, sistem ve sistemler topluluğu seviyesinde inceleyen bir bilimdir.Amacı canlılık olaylarının nasıl başlayıp nasıl devam ettiğini açıklamaktır. Bu amaç fizyolojiyi, vücudun çeşitli organlarının şekil ve yapısını inceleyen anatomiden ayırır. Fizyolojide ana araştırma metodu deneydir. 

 Gözlemler ve deneyler daha çok hayvanlarda ve kısmen de insanda yapılır. Hayvanlarda yapılan deneyler olmasaydı ne modern fizyoloji ne de modern tıp olurdu. Bütün canlılarda, canlı madde genel olarak aynı temel biyo-fizyolojik prensiplere uymaktadır.Memelilerdeki organ ve sistemlerin yapı ve işleyişi esas olarak insandakine benzemektedir. 

Fizyolojinin başlangıcını insanlık tarihinin başlangıcına kadar götürmek mümkündür. Aristo hayvanların ontogeneziyle ilgili açıklamalarda bulunmuş ve doğru embriyolojik bilgiler elde etmiştir.

 Aristo'dan sonra eski Yunan geleneği Alexandria okulu yoluyla devam ettirildi. Erasistratus hareket esnasında kaslardaki aktiviteye dikkat çekti ve insan zekasını, insan beyninin kompleksliğine bağladı.Bunun yanı sıra Erasistratus kalbin kan damarları ve sinirler yoluyla bütün organlara ruh, ya da özel bir hava yaydığına inanmaktaydı.

 Bergama'da doğup Roma'da yaşayan Galen ilk önemli fizyolojik bilgileri üretenlerdendir. El-Razi olarak tanınan Müslüman Türk bilgini tıpla ilgili önemli kitaplar yazmıştır. Sylvius Razi'nin kitaplarını açıklayıcı eserler yayımlamıştır. İbni Sina "El-Kanun Fi’t-Tıbb" ve "Eş-Şifa" adlı eserleriyle tıp ve fizyolojik bilimlere hizmette bulunmuştur. 

 İbni Nefis pulmoner dolaşım ile birlikte kılcal damar ve koroner dolaşımları da ilk keşfeden kişi olmasıyla tanınmıştır. Ortaçağ'da İtalya'da Bolonya ve Padua gibi ünlü tıp okulları kurulmuştur. Anatomik çalışmalar fizyolojik bilgileri de artırdı. İtalya'daki okullarda yetişen, ünlü bilginlerden ressam Leonardo da Vinci , görmenin mekanizması ve kasların çalışmasıyla ilgili gözlemler yapmıştır.

 Avrupa'da insan anatomisi ile ilgili ilk kayda değer bilgileri Belçikalı araştırıcı Andreas Vesalius vermiştir. Vesalius, kasların onları innerve eden sinirler tarafından uyarıldığını, tüm kasların antagonisti olduğunu, antagonistlerin resiprokal davrandıklarını ve arteryel pulsasyonun kalp atışından ileri geldiğini tanımlamıştır.

Modern deneysel fizyolojinin öncülerinden olan William Harvey ,Kuzey İtalya'daki Padua üniversitesinde okumuştur. Harvey kapiller dolaşımın varlığını teorik olarak ileri sürmüştür. Kalbin dakikada ortalama 72, saatte 4320 defa attığını, her atımda 57 gr kadar kanı aortaya pompaladığını açıklamıştır. 

 R. Boyle ve R. Hook deneyleriyle solunum mekanizması aydınlatmışlardır. Oksijenin, hayatın devamı için mutlaka gerekli olduğu ortaya koymuşlardır. 

 İngiltere'de bir papaz olan Stephen Halas cam tüpler kullanarak atlarda kan basıncını ölçmeyi başarmıştır. 

 Ünlü cerrah kardeşler, John ve William Hunter,sindirim sistemi, kanın pıhtılaşması ve kemiklerin büyümesiyle ilgili bir çok gözlem yapmışlardır.1795 yılında vitaminle keşfedilmiştir. Bu yıllarda Galvani organizmadaki elektriksel olayları araştırmıştır. Galvani kas ve sinir sisteminin elektrik ürettiğini ve uyaranların kasları kasılmaya sevk ettiğini göstermiştir. Wöhler 1828 yılında laboratuvarda üreyi sentezledi. On dokuzuncu yüzyıl ile birlikte, hücre teorisi ortaya atıldı. 

 Amerikalı Doktor Beaumont 1833’de "Sindirim Fizyolojisi ve Sindirim Enzimleri Üzerine Deney ve Gözlemler" adlı ünlü kitabını yazmıştır. Beaumont hastası ile 11 yıl süren sindirim deneyleri yapmıştır. Neticede midede hidroklorik asidin varlığı, aç midenin kasıldığı, kişi sinirlendiğinde midedeki kan akımının arttığı, et ve diğer besinlerin midede nasıl sindirildiği anlaşıldı. 

Homeostaz : Canlılık fonksiyonları ancak çok az değişen kararlı bir çevre içinde devam edebilmektedir. Çevredeki değişmelere rağmen vücut sıvılarının miktarı ve bileşimi, kanın yapı ve özellikleri normal bir vücutta belli sınırlar içerisinde sabit kalmak zorundadır. Vücutta iç dengenin korunmasını sağlayan en önemli faktörlerden birisi fizyolojik olayların dönüşümlü olmasıdır. Halbuki patolojik olaylar genellikle dönüşümsüz olaylardır. 

Canlı vücudunda iç ortamın sabit tutulduğu (homeostasis) fikrini Claude Bernard ortaya atmıştır. Bernard'a göre en önemli düzenleyici mekanizma sinir sistemidir. Bu koordinasyonda iç salgı bezlerinin de çok önemli bir yeri olduğu unutulmamalıdır. 

Strese sebep olan bir uyaran, homeostazı bozarak stres oluşturur. Homeostatik mekanizmalar, buzdolabında ve bazı ısıtıcı sistemlerde bulunan termostatlara benzer biçimde çalışan geri besleme devreleridir.

Yazar : Alp B.

Fizyolojinin tarihi mekanizması



Yorum Gönderme

0 Yorumlar